Saygı ve iyi çalışma dileklerimle...
Öner Ciravoğlu
Edebiyat Yıllığı 2007 kitabı
"Soruşturma" bölümü yöneticisi
A
1 - 2006 yılında, Cumhuriyet'le sorunu olan bir iktidar beşinci yılına girdi.
Uzaklarda, biraz hayali olarak dövüştüğümüz ABD, somut olarak (kan ve ateşle) kapı komşumuz durumunda.
Türkiyenin politik ve ekonomik durumunu, geleceğini bu ülkenin bir yazar/şairi/aydını olarak nasıl görüyorsunuz?
2 - Geçirdiğimiz siyasal ve ekonomik buhranlara neden olan, "seçim" yoluyla gelmiş iktidarların geleni gideni aratır durumda. Yaşar Nabi Nayır, 1962 yılındaki yıllığında, okuma yazma bilmeyenlere oy kullanma yasağı getirilmesini savunmuştu. 10 milyonluk okuma yazma bilmeyen seçmenin belirlediği bir siyasal iktidarın ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini belirlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumda "medya" denen basın yayın organlarının durumu sizce nedir?
B
1 - Türk Edebiyatı'nın bugünkü durumu içler acısı. Binlerin altına düşmüş okur sayısı. Daha da kötüsü edebiyatın toplumun ana damarı olma işlevinden uzaklaştırılmış olması? Sizce bunun nedenleri ve çözümleri kısaca nedir?
2- Bir yazarımızın Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasına karşın toplumumuzda edebiyatımıza ve genel anlamda sanata karşı gösterilen bu kayıtsızlığı neye bağlıyorsunuz? Bu durumu aşabilmemiz için sizce neler yapabiliriz?
Soruşturmamıza yanıt verdiğiniz için teşekkür ederiz.
Değerli edebiyatseverler,
Türk Edebiyatı, yaklaşık yirmi yıldır gerçek anlamda bir edebiyat yıllığından yoksundur.
Bu durumu, edebiyatımız için büyük bir haksızlık olarak değerlendirdik.
Büyük “yıllıkçı”lar, Yaşar Nabi Nayır ve Aziz Nesin'in yolundan gidiyoruz.
Edebiyatçılarımızın soluksuz tükettiklerine inandığımız bir yılı derleyip toparladık.
Ankara'da 14 yıldır aralıksız çıkardığımız EDEBİYAT ve ELEŞTİRİ dergisinin kazandırdığı bilgi, kavrayış ve saygınlıkla yola çıktık.
Geleceğe, yüzyıllar sonrasının kuşaklarına, bırakacağımız önemli bir edebiyatımız var.
Edebiyat Yıllığı 2006 kitabımız büyük ilgi gördü, tartışmalara neden oldu. Övgüler canımıza can kattı. Yeni yıllığımıza tüm hızımızla çalışıyoruz.
Edebiyat Yıllığı 2007 kitabımız Mart ayında çıkmış olacak.
Edebiyatçılarımızdan ve akademisyenlerimizden 2006 yılında yaptıkları tüm etkinliklerin listesini bekliyoruz...
Teşekkürlerimizle...
Ahmet Yıldız
Genel yayın yönetmeni
Edebiyat Yıllığı 2006 mutlaka kitaplığınızda bulunması
gereken bir yıllık.
Doğan Hızlan - Hürriyet
Varlık ve Nesin Vakfı
yıllıklarının da kanıtladığı gibi, "Edebiyat Yıllığı 2006" da
gerçek değerini ve yeri doldurulmazlığını yıllar geçtikçe,
- yani, çelişkin bir biçimde - güncelliğini yitirdikçe kazanacaktır.
Milliyet Kitap - Tahsin Yücel
Kritik Kitaplar Yayınevi
Edebiyat Yıllığı 2006 adıyla
dev bir eser yayımladı. Yayınevini
ve eseri yayınlayan Ahmet Yıldız'ı kutlarız.
Server Tanilli – Cumhuriyet
Bir yazılar ve yapıtlar ormanı...
Bellek tarama kılavuzu...
Cumhuriyet Kitap - Ümit Sarıaslan
Yıllık hazırlamanın binbir güçlüğü vardır, hele bin
sayfalık büyük boy bir yıllıksa. Ama bundan daha güç
olanı ise yıllığı yaşatmaktır.
Yeni Edebiyat Yıllığı’mıza uzun ömürler dileriz.
Referans Gazetesi – Atilla Birkiye
EDEBİYAT YILLIĞI ÇIKARMAK...
Maria Şatıroğlu
Ankara’nın Hatay Sokağı, belki de İstanbul sokaklarına benzeyen tek sokak. Üstelik tüm ülkede “sokağı” olarak adı kalmış tek sokak. (Diğerleri hep “sokak” oldu!) Birbirine yapışmış binalar ve Sabancı Han arasında bir vadi gibi uzanan bu kısa sokakta her zaman “Boğaz” esintisini andırır bir rüzgâr da var. Meşrutiyet Cadddesi’ni ortadan kesen ve Mülkiyeliler Birliği’nin hemen arkasında Selanik Caddesi’nde tarihi Akman Bozacısı’nın kapısının dibine yakın sona eren bir sokak. Orta Anadolu’nun müzik aleti satan en önemli dükkanları dizilmiş.
Büyülü Fener Sinemaları, Sinemacılar Derneği, Folklor ve Edebiyat Dergisi, Edebiyat ve Eleştiri dergisi bu sokakta bulunuyor. Beyoğlu’nun barlarını (hem entelektüel, hem karanlık barlar) andıran barları da unutmamak gerek.
Bu yıl bu sokakta tarihe geçecek bir olay daha yaşandı. Bir edebiyat yıllığı yaratıldı. Yaşar Nabi Nayır’ın, Memet Fuat’ın, Aziz Nesin’in yıllıklarını anımsayınca ilk kez İstanbul dışında yayınlanan bir yıllık bu. Bin sayfalık dev bir boyutta kapsamlı bir edebiyat yıllığı. 14 yıldır aralıksız çıkardığı Edebiyat ve Eleştiri dergisinden sonra şimdi kurduğu Kritik Kitaplar Yayınevi’nin editörü yazar Ahmet Yıldız, böyle bir yıllık hazırlama fikrinin geçen yılbaşında oluştuğunu, umutsuzluk içinde bürosunda gezinirken kitaplığında gözüne ilişen Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı kitaplarının birden böyle bir fikri onda uyandırdığını söylüyor. Sonra altı ay kimseye söylemiyor. Bu fikri benden çalarlar ve çalıp yazık ederler diye. Ama Ocak ayından beri bilgi toplamaya planlar yapmaya koyuluyor. Kapak tasarımı için inceden araştırma yapıyor ilk önce. En sonu Ömer Ülkenciler’i bu işe uygun buluyor. Oturup konuşuyorlar. “Hem edebiyatı soğuk, itici göstermeyecek bir kapak, hem sevimli göstereceğim diye cıvık olmayan bir kapak.” Ömer üç ayda ancak hazırlıyor.
Üç örneği çantasında gezdiriyor Ahmet Yıldız. Yolda, barda, büroda karşılaştığı herkese gösteriyor, bu kapaklardan hangisine oy verirsiniz diye. Şimdiki kapak kazanıyor tabi. Hep tek başına planlıyor ve yürütüyor Ahmet Yıldız.
Şimdi dağıtımda olan ve tüm edebiyat dünyamız tarafından ilgiyle karşılanıp konuşulan Edebiyat Yıllığı 2006 kitabının aylarca geceli gündüzlü hazırlandığı Hatay Sokağı’ndaki bu büroda bilgisayarlar yorgun ama gururla, dinleniyormuş gibi mağrur duruyorlar.
Masaların üzerinde, duvarlara yapışık onlarca not kağıdı, üzerlerine aceleyle karınca yazılarıyla yazılmış yazılar: “Nezihe Meriç tekrar aranacak, gönderdiği fotoğrafı çeken kim, öğrenilecek.”. “Peride Celal aranacak...” “Erdal Öz sabah tekrar aranacak, tatilde diyorlar bürodan sürekli, mutlak aranacak..” “Akdeniz Üniversitesi’nden bilgi gelmedi, kargo kaybolmuş, yarın tekrar kargo gönderilecek...”, “Ahmet Say annesiyle ilgili bölümü yeniden getirecek..”, “Mahmut Makal’ın düzelttiği metin konacak, eskisiyle karıştırılmasın...”, “Remzi İnanç yine aradı...”
Dolaplarda klasörler, kenarlarda istif edilmiş düzeltilmiş kağıtlar... “Buradaki hiç bir kâğıdı, notu kaybetmek istemiyoruz. Hepsini kutulara koyup arşive kaldıracağız. Gelecek kuşaklardan birisi, bir akademisyen on yıllar sonra belki bir inceleme yapar, tez konusu olur...” diyor Ahmet Yıldız.
Avrupa’da ünlü yazarların en önemli kalıtları belki eserlerinden daha kıymetlisi, buruşturup attıkları kağıtlar, bıraktıkları mektuplar ve notlardır. Günlükler de tutmuş ama “sürdüremedim”, diyor. “Başım klavyenin üzerine düşünce ancak gidip uyudum...” Her gün bir yıl gibi geçiyor. Gecikmiş olmak, geç kalma duygusu, başarısız olacağız duygusu... Dışarısı buz kesiyor. İstanbul’u arıyor, kimse bürosunda yok. Bilgiler gelmiyor. Tipi, kar.. Yollar kapanmış. Büroda küçücük bir odaya sıkışmışlar. Bilgisayar başındaki herkes sesle birbiriyle ilişki kurabiliyor, oda daha sıcak oluyor. “Başlangıcından son dakikaya dek gelebilecek her türlü aksilik geldi başımıza.. “ diyor Ahmet Yıldız.
Örneğin kombi arıza yapıyor birden. Ama kombiyi büro sahibi pintilik yapıp servise yaptırmıyor. Günler geçiyor. Gelen amatör tamirciler hepten bozuyor. Haftalarca buz kesiyor büro. Kendilerinin de parası yok yenisi için. Elektriği yatırıyorlar, bu kez su faturaları geliyor...
En sonu yıllık basılıyor ama önceden söz verdiği halde matbaa bu kalınlıkta kapağı takamam diyor. On binlerce forma kamyona yükleniyor. Ostim’de yeni cilt makineleri almış biri.. Ama nakliyeci hızlı gitmiş yolda, ani fren yapmış, formalar birbirine girmiş. Ağlamak mı gerek, gülmek mi? “Yine de atlattık; kötü olan hiçbir şeyi anımsamıyoruz artık...” diyor Ahmet Yıldız. Böyle sıkıntılı anlarda eski yıllıklar açılıyor, sayfaları koklanıyor neredeyse.
Çünkü bu sıkıntıları bir zamanlar onlar da çekti. Birileri daha yaşadı aynı sıkıntıları. Yaşar Nabi Nayır, Memet Fuat, Aziz Nesin... Yıllık onlara ayrı bir enerji veriyor. Yıllık çıkarma düşüncesi bile bir itici güç. “Kuyudan taş çıkarmak gibi bir şey ama asla yılmadık” diyor Ahmet Yıldız...
Yedi yıldır dergi bürosunda olan Ankara’nın en entelektüel kedisi Azman, en iyi dostları olmuş. Yıllığın giriş yazısında Azman’a da teşekkür var. “Geceyarılarına dek sabırla yanımızdan ayrılmadı” diyor Ahmet Yıldız. “Miyavladı, bizi yerimizden kaldırdı, uyku vakti geldi artık diye, tüylerine dokunduk, güç aldık..”
Önceleri kimse inanmıyor. “Çılgın bir düşünce...” olarak algılıyorlar. En çok da “satmaz, kimse almaz” türünden burun kıvıran, ölüme gidenlerin peşinden bakar gibi anlamlı bakan yazar/şair/yayıncıların bu tavrı yıkıyor Ahmet Yıldız’ı. Ama o yapacağı işin görkemine inanmış olarak yılmıyor. Daha hırsla koyuluyor. Yanında çalıştırdığı kişiler bu tempoya dayanamıyor, Tek tek kopuyorlar. Bilgisayarın başına kendisi geçiyor bu kez. Kimseyle görüşmüyor, günlerce büroya kapanıyor. Yemek yemek ve banyo yapmak için dışarı çıkıyor. “Kirden kaşınmaya başlayınca sinirleniyordum” diyor. Ne zaman geçti günler! Banyoda zaman kaybedeceğini düşünüyor. “Elbet bize inananlar vardı... Erdal Öz hemen ilan verdi, sözleriyle cesaret verdi...” Osman Bolulu, Muzaffer İlhan Erdost, Mustafa Şerif Onaran, Tuncer Uçarol, hemen ismini andıkları...
Elbet bir rastlantı değil yıllık çıkarmak. Ahmet Yıldız, çeşitli gazetelerde yaptığı söyleşilerde yıllığa kimin alınıp alınmadığını değil, Türk Edebiyatı’mız tartışılsın istiyor. “Gözlerimize cam tozları atıyor yıllık. Yaptığımız işe, şöyle bir soluklanıp ayaklarımızın dibine bakalım” diye. Çünkü harala gürele yaşadığımız dünyanın en zor işi olan edebiyat uğraşı (yazmak, yayınlamak, yaymak) her yılbaşı bir kadeh şarapla masadan silinip süpürülecek kadar basit değil.
Türk Edebiyatı aslında çok güçlü ve sağlıklı bir edebiyat ve yıllıksız kalmak ona yakışmıyor. Edebiyat Yıllığı 2006 kitabı tarihsel yerine tam oturuyor. Üniversite çevrelerinden en marjinal edebiyat kesimine kadar herkesi kapsıyor. Gelecek kuşaklara, bin yıllar sonrasına bile, uzaya cd yollamak gibi bir kalıt bırakılıyor.